Çocukluğun Sonu Kitap İncelemesi

0
16

Soğuk Savaş döneminde iki süper güç uzaya çıkmak için geri sayımdadırlar. Medeniyet yeni bir çağ atlayacak ve insanlığın bayrağı artık uzay boşluğunda süzülecektir. Geri sayım başlar her iki ulus da heyecanlı bir şekilde şaheser kabul ettikleri uzay gemilerine bakar ;ancak gördükleri kendi gemileri olmayacaktır. Gördükleri şey tam olarak kendilerinden binlerce yıl ileri teknolojide olan yabancı bir ırkın gemileridir.

Arthur C. Clarke, Çocukluğun Sonu’nu bir uzaylı istilasından ele alıp insanlığın benliğini sarsan ve medeniyetin sınırlarını ölçen bir çıkmazla devam ettiriyor. Teknoloji ile ilgili bakış açımızı değiştirmekle kalmayıp ütopya denilen paradoksun içerisine bizleri koyuyor.

Genel olarak yukarıda bahsettiğim konuların işlendiği eseri, önemli konu başlıklarıyla birlikte ele alıp, inceleyelim.

Zenofobi ve İnsanlık

Zenofobi, insanın bilmediği şeylere karşı duyduğu korkuya verilen isim. Hikayemizde ise özellikle başlarda değinilen temel konulardan biri. Stormgren kaçırılış hikayesi bizlere insanlığın, durum ne kadar iyi olursa olsun, herhangi bir tehlike sinyali olmasa bile insanlık görmediği, empati kuramadığı her şeye karşı korku besler.

Bu konuyu çok da dağıtmadan bir konuya değinmek istiyorum. Stormgreni kaçıran ekibin üst düzey yetkilisinin kör olması. Acaba gören gözlerden daha fazlasını mı görüyordu? Yorum sizin!

Teknoloji ve Din İlişkisi

Bilindiği üzere uzaylı ırkının Dünya temsilcisinin ismi Karallen. Yaklaşık 50 yıl boyunca dünyayı zorluk çekmeden, sadece ufak tefek(!) birkaç gösteriyle dünyayı dize getirmişti. Savaşları bitirdi. Sınırları kaldırdı. Hastalıkları tedavi edip izin verdiği ölçüde dünyadaki teknolojiyi geliştirdi ;ancak bunları yaparken din konusu üzerinde hep tarafsız yorumlarda bulundu. İlerleyen kısımlarda ise zaten bu gibi konuları gereksiz bulduğundan bahsetti.

Arthur C. Clarke’ın din hakkındaki görüşünü bu ufak cümlesiyle özetleyeceğim: “Bu gezegendeki rolümüz belki de Tanrı’ya tapmak değil onu yaratmaktır”. Kitapta ise gelişen olaylar çerçevesinde dinlerin yıkıldığına inananların sayısının ise artık bir parmağı geçmeyecek seviyelerde olduğunu görüyoruz. Hikâye, bunun sebebini ise geçmişi gösteren projektör sayesinde insanların olayların özünü görmesine bağlıyor.

Biraz düşünelim öyleyse ve bizim dünyamıza dönelim. Teknoloji bize anlam veremediğimiz olayları adlandırmamızı sağlıyor. Şimşek ve depremler anlaşılınca Zeus’a tapanlar ortadan kayboldu; ancak tek tanrılı dinler her ne kadar eski pagan inanışlarından etkilense bile daha ruhani ve insanın iç dünyasıyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Nitekim Rönesans ve akıl çağının başlangıcından sonra Hristiyanlık-özellikle Katolikler- zaman içerisinde yumuşamış ve ılıman hale gelmiştir. Aynısını İslam coğrafyası için söyleyemiyor bile olsak bu iki olgunun dolaylı da olsa birbirini etkilediğini ve diğer olgular gibi dinamik bir yapıya sahip olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak ortada kaybolan bir din yok; ancak akıl çağıyla  tekrardan yorumlanan dinler var.

Teknolojinin İlerlemesi Dünyanın Sonunu mu Getirecek?

Kitapta Karallen’in üstüne basarak söylediği gibi: “Eğer biz gelmeseydik birbirinizi yok edecektiniz”. Bu gerçekten doğru mu? Peki, Hükümdarlar’ın uzay teknolojileri hakkındaki kısıtlamaları?

Çoğu bilim adamının dediği gibi “Kendimizi tam 100 kere yok edecek silahları depomuzda tutuyoruz” ;ancak bu silahlar aynı zamanda oluşabilecek savaşları engelliyor. Yüksek miktarda enerji sağlaması da cabası. Unutulmaması gereken nokta, eğer büyük çaplı bir savaş olursa yıkımın da bir o kadar yüksek olacağı. Her yerde farklı fikirlerini bulabileceğiniz bu dilemmayla baş başa bırakıyorum sizi.

Asıl konuşmamız gereken nokta ise bilimin bir sonunun olup olamayacağı. Bilimin sonunda insanlığın hala insan olarak kalıp kalamayacağı. Kitabın yazılış yılı itibari ile yapay zeka teknolojilerine çok fazla değinilmemiş; ancak Arthur C. Clarke kitabı bu zamanda yazsaydı muhtemelen bu konuya detaylı olarak bir yer ayıracağıydı. Hükümdarlar ise bunun bir sorun olduğundan bahsederek: ırksal olarak gelişmemizin teknoloji ile eşdeğer gitmediğinden bunun sonucunun da yıkım olduğunu söylüyorlar. Böylelikle en büyük teknolojik alanlarından biri olan uzayı, insanlığa kapatıyorlar.

Gerçeğe dönersek bence bu doğru bir kanı. Son 200 yılda dünya katlanarak artan bir teknoloji ağacına sahip. Peki neden hala savaşlar devam ediyor? Açlık ve yoksulluk neden çözülemedi? Teknoloji bu yüzyıllarda artarken neden yoksulluk aynı oranda arttı? Sizce tüm bunları etkili kullanabilecek kadar olgunlaştık mı?

Ütopyalar ve Sanat

Kitabın genelinde gördüğümüz açık olan en büyük kavramlardan bir tanesi ütopyaların bir çıkmaz olduğu. Hatta Karallen, yeni Atina için: “Ütopya içerisinde ütopya yaratmaya çalışıyorlar” demiştir.

Ütopyaların en büyük sorunu şüphesiz insanların can sıkıntısı olacaktır. Refahın ve hiçbir engelin olmadığı bir ortamda sanat gelişmez ve yaratıcı eserler çıkmaz. Kitapta zaten bunu açık bir şekilde işlediği için çok konuşulmayan ama aslında en önemli konulardan birine değineceğim. Sorum şu: Hükümdarların bahsettiği gibi kendilerini bir sonraki aşamaya geçirecek cevher kendilerinde yok. Peki diğer bir cümle ise şu şekilde: “Her insanın içerisinde anlamlandıramadığımız bir sanat ateşi var”. Bağlantıyı kurdunuz mu?

Bana göre o cevher sanat! Asi karakterimiz Jan Rodricks Hükümdarlar’ın gezegenini tek gören Homo Saphiens. Gördüğü ise tek düze binalar. Zerre süsü olmayan yapılar ve sanata dair en ufak bir kıvılcımın olmaması. Hatta oradaki sorumlu Hükümdar’a müziği dahi anlatamamıştı.

Bu teorime bir bağlantı da şuradan ekleyeceğim. Bildiğiniz üzere Hükümdarlar’ın da bir üstü olan Zihindar var. Galaksiyi veya evreni yöneten kozmik tekil akıl. Jan Rodricks Hükümdar’ı gördüğü zaman onu canlı rengârenk olarak görmüştü. İçerisinde cevher olanların görebileceği bir şekilde ki kitabın sonunda tek insan kaldığı zaman Hükümdarlar kendisine rica etmiş ve gezegenin kozmik akla karışmasını anlatmasını rica etmişti. Nedeni ise hem orada bulunmalarının tehlikeli olması hem de kendilerinin asla bunu insanlar veya cevheri olan ırklar gibi göremeyecek olmalarıydı.

Batıl İnançlar Açıklayamadığımız Teknolojiler Mi?

Eskiden depremler ve şimşekler dinin bir parçası olacak kadar batıl inançlardı. Şimdi ise yapay olarak bile bunu üretecek seviyelere geldik. Peki şu anda açıklayamadığımız ve çoğu kişinin de inanmadığı kara kedi, elden ele bıçak uzatmama, cam kırılması, ruh veya cin çağırma? Ya bunlar gerçekse ve şu anki teknolojinin yetmediği bir bilimsel fenomenin parçasıysa?

Rashaverak yani Hükümdarlar’ın psikoloji uzmanına göre bunlar “Toplumsal Hafıza” denilen bilimsel ve ispatlanmış bir fenomenin parçası; ancak o kadar araştırma yapmasının ardında yatan sebep kendilerinde olmayan cevherin özünü bulmaktı. Velakin de bulamadı ve çoğu inanışın saçma olduğunu da ekledi.

Bu konuya gelmişken Hükümdarlar’ın dış görünüşü ve Kıyamet konusuna değinmeden olmaz. Kitapta Hükümdarlar’ın iki kere dünyayı ziyaret ettiğinden bahsediyordu. Aslında bu olay daha sonrasında yukarıda bahsettiğim “Toplumsal Hafıza” yüzünden zamanda kırılmanın verdiği bir geleceği hatırlama olayıydı. Aslında insanlar gelecekten bir kesiti alıp kendi mitolojilerinin bir parçası haline getirmişlerdi. İnsanlar Hükümdar’la kıyameti eşleştirmişlerdi. Gerçek olan da şuydu: İnsanlar kitabın son kısmında evrim geçirdikten sonra yeni bir insan doğmamıştı. Bu Zihindar ve Hükümdarlar’a göre evrim insanlar için de gerçekten bir kıyametti. Şeytanlar Hükümdarlar, Tanrı ise Zihindar’dı.

Zihindar ve Zincir Problemi

Zihindar, ortak ve kozmik bir akıl. Belirli bir şekli olmayan ve amacı ırklarda kozmik görüşü uyandırmaya çalışan varlık. En azından Hükümdarlar yani dolayısıyla biz bu kadarını biliyoruz.

Hükümdarlar’ın dediği gibi “Bizim itaat etme sebebimiz kaçınılmaz olandan kaçmanın faydasızlığı yüzündendir”. Karallen bir yerde ise: “Belki de Zihindar’ın da bir üstü vardır. Bu bizim algılama kapasitemizin dışında”. Arthur C. Clarke Zihindar hakkında verdiği bilgiler bu ve birkaç ipucu sadece.

Bana göre Zihindar hakkında bu kadar az bilgi vermesi tam da yerine oturmuş. Zaten algılama kapasitemizin dışında olması ve bizden kat kat üstün bir varlığın bu şekilde eksik tasvir edilmesi olması gereken kurguydu.

Hükümdarlar ise şunu biliyor ne teknolojinin uç noktasına gelmiş kendileri ne de onlardan üstün olan Zihindar Tanrı değil. Peki bu Zincir’in üst noktası nereye gidiyor? Bir yaratım zincirinden bahsetmiyorum. Güç zincirinden bahsediyorum. Zihindarı algılayamazken onun bir üstünün de kozmik bir amacı var mıdır? Varsa bile bu anlamlandırabileceğimiz bir amaç mıdır?

Sonuç

Çocukluğun Sonu, 4-5 farklı konuyu birbiriyle harmanlayarak ve derinlemesine işleyerek kaleme alınmış muhteşem bir eser. Sadece 1,5 günde heyecanla ve merakla bitirdim. Eğer bir bilim kurgu hayranıysanız zaten gözünüzden kaçmayacaktır ama siz yine de bilimkurgu hayranı omayan arkadaşlarınıza da bu kitabı önerin daha sonra size teşekkür edeceklerdir.

Son bir cümle: “Artık dünyadaki en iyi piyanist benim”.

KÜNYE
Kitap Adı: Çocukluğun Sonu
Yazar:Arthur C. Clarke
Çevirmen:Ekin Odabaş
Sayfa Sayısı: 256
Moderatör: Can Öksüzoğlu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here